|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
OTHELLO
KALESİ:
14'üncü
Yüzyılda Lüzinyanlar tarafından inşa edilen Othello Kalesi, Mağusa kentinin
ana girişlerinden biri olarak kullanılıyordu. Kale girişi üzerinde asılı
olan St. Mark Aslanı kabartmasının altında kaleyi yeniden biçimlendiren
kaptan Nicolo Foscari'nin adı ve 1492 tarihi görülmektedir. Etrafı derin
bir hendekle çevrili olan Kale'nin yapısında kuleler ve topçu bataryalarıyla
biten koridorlar bulunmaktadır. Kale avlusunda bir kısmı Osmanlılara,
bir kısmı İspanyollara ait toplar, demir gülleler ve taş gülleler de bulunmaktadır.
Kara Kapısı bir Ravelin'le (yarım ay şeklindeki tabya) korunmuştur. Buradaki
geçitler ve top yuvalarına ek olarak bir şapel ve zindan olarak kullanılan
yeraltı odaları bulunmaktadır.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Kalenin
bugünkü adı, İngiliz döneminde kullanılmaya başlanmıştır. Sheakespeare'in
ünlü trajedyasının bir bölümü Kıbrıs'ta bir liman kentinde geçmektedir.
Oyunun kahramanı Othello, Faslı (Moor) biri olarak tanıtılır. Yazarın,
adanın Venedikli valisinin soyadının anlamı 'Moor' olan Christophoro Moro'nun
adını duyduğu ve yanılarak onun bir Faslı olduğunu düşündüğü sanılmaktadır.
Kale
içerisinde bulunan salon günümüzde bir çok sanat ve kültürel etkinliğe
evsahipliği yapmaktadır. Gazimağusa Belediyesi'nin düzenlediği geleneksel
Mağusa Kültür, Sanat ve Turizm Festivali'nin de birçok etkinliği burada
olmuştur.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
LALA
MUSTAFA PAŞA CAMİİ ( St. Nicholas Katedrali)
Lüzinyanlar
döneminde, 1298 - 1312 yılları arasında inşa edilen yapı, tüm Akdeniz
dünyasının en güzel Gotik yapılarındandır. Lüzinyan kralları, önce Lefkoşa'da
St. Sophia Katedrali'nde Kıbrıs Kralı, sonra da Mağusa'da St. Nicholas
Katedrali'nde Kudüs Kralı olarak taç giyerlerdi. 1571 yılında cami haline
getirilene dek, bu törenler yapılagelmiştir. Katedralin en güzel ve en
iyi korunmuş olan batı cephesinin mimarisi Fransa'daki Reims Katedralinden
etkilenmiştir. Gotik tarzda işlemeli eşsiz bir penceresi bulunan katedralin
16'ıncı yüzyıl Venedik galerisi avluda yer almakta ve günümüzde şadırvan
olarak kullanılmaktadır. Girişteki yuvarlak pencerelerin üzerinde bir
Venedik arması görülmektedir. Bazı hayvan figürleriyle süslü kabartmanın
Salamis'teki bir tapınaktan geldiği sanılmaktadır. Katedralin apsiti,
çoğu Kıbrıs kiliselerinde olduğu gibi, Doğu üslubunda ve üç bölmelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
|
|
|
|
|
Yukarıdaki pencereler iyi korunmuş olup, batı cephesinde ve yanda iki şapel
bulunmaktadır. Yapının önünde bulunan tarihi cümbez ağacı adanın kuzeyinde
çok az bulunmakta olan tropik bir incir türüdür. (Ficus Sycomorus). Bu ağacın,
inşaat başladığı zaman dikildiği ve katedral ile yaşıt olduğunu söylenmektedir.
Ağacın en belirgin özelliği yılda yedi kez meyve vermesidir. |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|

|
|
VENEDİK
SARAYI (Proveditore Sarayı):
13'üncü
yüzyılda Lusignanlar tarafından Kraliyet Sarayı olarak inşa edilen yapı,
Namık Kemal Meydanı'nın batısında yer almaktadır. II.Peter"in 1369
yılında başlayan saltanatına kadar Kıbrıs Kralları bu sarayda otururlardı.
Deprem sonucu yıkılan bu saraydan günümüze, 16'ıncı yüzyılın başlarından
kalma "L" biçimindeki bir yapıya sahip batı kısmı ve Salamis'ten
getirilen dört sütunun taşımakta olduğu üç kemerli giriş gelebilmiştir.
Ortadaki kemerin üst başında, 1552 yılında Kıbrıs'ta yönetici olan yüzbaşı
Giovanni Renier'in arması bulunmaktadır.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
NAMIK
KEMAL ZİNDANI VE MÜZESİ
Namık
Kemal Meydanı'nın batısındaki Venedik Sarayı'nın avlusunda yer alan, dikdörtgen
planlı ve iki katlı bir yapıdır. Tek olan hücrenin kapısı Venedik Sarayı'nın
avlusuna açılmaktadır. Üst kattaki dikdörtgen planlı odanın önünde bir
sahın bulunmaktadır. Namık Kemal, "Vatan yahut Silistre" oyununun
9 Nisan 1873 tarihinde İstanbul Gedik Paşa tiyatrosunda oynanmasından
sonra 5 Nisan 1873 tarihinde Kıbrıs'a sürülmüştü. Önceleri alt kattaki
zindana kapatılan şair, bir süre sonra Kıbrıs Mutasarrıfı Veyis Paşa'nın
izni ile üst kata çıkarıldı. 3 Haziran 1876 tarihinde de V. Murat tarafından
affedilerek İstanbul'a geri döndü. "Namık Kemal zindanı ve Müzesi"nin
restorasyon ve çevre düzenleme çalışmaları 1993 yılında Eski Eserler ve
Müzeler Dairesi Rölöve ve Restorasyon Şubesi tarafından gerçekleştirilerek
ziyarete açıldı.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
St.
FRANCİS KİLİSESİ
Kıbrıs'a
1226 yıllarında gelen ve bir ara pek çok araziye sahip oldukları bilinen
Franciscan tarikatına bağlı keşişler tarafından kurulan manastırın bir
bölümüdür. Del Proveditore Sarayı'nın yanında yer almaktadır. Yapı, Kıbrıs
Kralı II. Henry'nin yardımıyla yapılmıştır. Üç bölümlü bir nef ve bunun
sonundaki çok güzel bir koro kısmından oluşmaktadır. Şu anda harabe olan
kilisenin en önemli bölümü, bir zamanlar içerisinde sunak ve bir kısmı
1314-1447 yıllarına ait mezar taşlarının bulunduğu güney şapelidir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
SİNAN
PAŞA CAMİİ (St. Peter ve St. Paul Kilisesi)
Bu
binanın 1360 yılında Suriyeli bir tüccar olan Simone Nostrano tarafından
yaptırıldığı duvarındaki bir yazıda belirtilmesine rağmen, kiliseyi Simon
adlı bir Nestoryen Hristiyanın yaptırdığı bilindiğinden, yazıyla ilgili
yanlış bir bilginin sözkonusu olduğu düşünülmektedir. 1571 yılındaki bombardımana
rağmen, sağlam yapısı ile ayakta kalabilmiştir. Eşsiz bir taş işçiliğine
sahip kuzeydeki girişin başka bir yerden getirildiği düşünülmektedir.
Binanın içi oldukça sade olup, tavanı düz başlıklı sütunlara oturtulmuştur.
Osmanlılar, adadaki hakimiyetleri döneminde binayı cami olarak kullanmaya
başlamışlardır. İngiliz Dönemi'nde patates, hububat v.b. amaçlar için
ambar olarak kullanılması nedeniyle Buğday Camisi olarak da anılmaya başlandı.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|

|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
NESTORYEN
KİLİSESİ
Mağusa'da
yaşayan Suriyeliler (Keldaniler) için Françis Lakhas isimli Suriyeli bir
tüccar tarafından 1339 yılında yaptırılmıştır. Kilisede deve resimleri
ve Nestoryenlerin dini törenlerinde kullandıkları dil olan Süryanice yazılar
vardır. Çan kulesi ve yan bölümler sonradan eklenmiştir. Giriş çok sade
olup, üzerinde güzel bir gül pencere bulunmaktadır. Teraslı tavan süslü
dirseklerle desteklenmiştir.
Bu
kilise Ortodoks Rumlara teslim edildikten sonra adı "Ayios Georgihios
Ksorinos" (Sürgüncü Aya Yorgi) olarak değiştirildi. Bu konu ile ilgili
günümüze kadar gelen bir de inanış vardır. Düşmanlarından kurtulmak isteyen
bir kimsenin bu kilisenin döşemesinden bir miktar toprak veya toz alıp
düşmanının evine bırakması halinde sözkonusu kişinin bir yıl içerisinde
öleceğine veya adayı terkedeceğine inanılmaktadır.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
LATİN
St. GEORGE KİLİSESİ
13.
yy. sonlarında inşa edilmiş, Gotik üslubun güzel örneklerindendir. Salamis
yıkıntılarından getirilen malzemelerin kullanıldığı, mimarisinde Paris'teki
St. Chapelle kilisesinden esinlenildiği düşünülmektedir. Beş bölümlü bir
nefi olup, bir koro yeri de bulunmaktadır. Günümüze kadar ulaşan bu koro
yeri ve kuzey duvarıdır. Geniş ve uzun pencereleri bir zamanlar Gotik
oymalarla süslüydü. Kilisenin şehrin surlarının yapımından önce inşa edildiği,
sur özelliği taşıyan yapısından anlaşılmaktadır.
|
|

|
|
|
|
|
|
|
|
İKİZ
KİLİSELER ( Templar ve Hospitaler Kilisesi)
14.
yy'da inşa edilmiş olan iki kiliseden büyük olan Templar şövalyelerine
aittir. Templar şövalyeliği 1313 yılında Papa tarafından kaldırılınca
kilise bitişikteki binaya sahip olan Hospitaler şövalyelerine kalmıştır.
Günümüzde restore edilerek Kıbrıs Sanat Derneği olarak kullanılmaya başlanmıştır.
MAĞUSA SURLARI
1489
yılına dek Mağusa şehrini çevreleyen Lüzinyan surları, çok yüksek olmalarına
karşın, ince bir yapıya sahiptiler. Ardından Kıbrıs'ı ele geçiren Venedikliler,
özellikle Osmanlılara karşı önlem almak ve surları ateşli silahlara karşı
sağlamlaştırmak amacıyla 1550'li yıllarda Venedikten getirilen mühendis
Giovanni Girolamo Sanmichele ile kaptan Nikolao Foskanini tarafından elden
geçirilir. Özellikle deniz tarafındaki surlar, Martinengo Tabyası ve Kara
Kapısı bu dönemde inşa edilmiştir. Ayrıca surun şehir dışındaki kısmına
46 m genişliğinde hendek açılarak içerisi su ile doldurulmuştur. İri kesme
taştan inşa edilen 3 km uzunluğundaki bu surların yüksekliği 18 m, genişliği
bazı yerlerde 9 m kadardır. Duvarlarda, burçlar, kapılar, rampalar, mangallar,
cephanelik, depo ve ahırlar bulunmaktadır. Surlardaki kuleler şöyle anılmaktadır:
Sur duvarlarlarında yer alan ve isimlendirilmiş 14 kule vardır. Bu kulelerin
isimleri;
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
1.
Canbulat (Arsenal),
2. Deniz Kapısı Burcu (Mare),
3. Othello (Castelle),
4. Halkalı Mazgal (Signoria),
5. Karpaz Tabya (Diamante),
6. Şehit Tabya (Mozzo),
7. Tophane (Martinengo),
8. Pulocazaro,
9. Moratto,
10. Diocare,
11. Kara Kapısı (Akkule-Ravelin),
12. Altın Burcu (Santa Napa),
13. Su Burcu (Andurizzi),
14. Halkalı Tabya (Campo Santo)dır. |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|

|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Ayrıca
bir iç kale olarak Othello binası ve orjinal iki giriş kapısı olarak Kara
Kapısı (Ravelin) ve Deniz Kapısı (Porta del Mare) yer almaktadır. Mağusa'nın
Osmanlılar tarafından fethi sırasında harap olan surlar, fetih sonrası
Osmanlılarca onarılmıştır.
|
|
|
|
|
KARA
KAPISI (RAVELİN)
Mağusa
şehrine girişi sağlayan orjinal iki şehir kapısından biri olan yapının
orjinal ismi "Yarım Ay Şeklinde Tabya" anlamındaki Ravelin'dir.
Kara Kapısı, surların Othello Kalesinden sonra en eski kısmıdır. Bugünkü
köprü ile giriş yeni olup, eskiden kule yanındaki bir top yuvasının içinden
geçilmekteydi.
Orjinal kapı bugünkü girişin solunda, iner - kalkar bir köprüye sahipti.
Şehre bakan kısmında kemerli bir geçit yer alır. Bu geçitin her iki yanında
duvar freskleri, armalar ve küçük bir de kilise bulunmaktadır. Burada
yapılan kazılar sonucunda geçitler, top yuvaları ile ilginç bölme ve galeriler
açığa çıkarılmıştır. Kemerli geçidin şehre bakan tarafında Venedikliler
zamanında zindan olarak kullanılan yeraltı odaları bulunmaktadır.
TOPHANE (MARTINENGO TABYASI)
Üçgen şeklinde bir plana sahip olup, askeri mimarinin güzel örneklerinden
biri olan Tophane,
1550 - 1559 yılları arasında Venedikli mimar Giovanni Sammichele tarafından
inşa edilmiştir. Tonozlu bölmeler içinde barut dumanının çıkmasına ve
havalandırmaya yarayan bacalarla, duvarlarında barut fıçıları ile top
Güllelerini koymaya yarayan küçük hücreler bulunmaktadır. Osmanlılara
karşı Kıbrıs'a takviye olarak gönderilen Venedik kuvvetlerine komuta eden
Martinengo yolda ölünce, Mağusa'ya getirilir. Venedikliler çok sevilen
komutanın hatırasına, bu tabyaya onun adını verirler.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
DENİZ
KAPISI (PORTA DEL MARE):
Mağusa'ya
girişi sağlayan orijinal şehir kapılarından biridir. Çok güzel bir mimari
yapıya sahip olup iyi korunmuş durumdadır. 1496 yılında Venedikli Nicolo
Prioli tarafından inşa ettirilmiştir. Demirle kaplı ahşap kapı, Türkler
zamanından, demir parmaklıklı kapı ise Venedikliler zamanından kalmadır.
Kapının üst kısmında, mermer üzerine işlenmiş Venedik Cumhuriyeti'nin
amblemi kanatlı aslan, Nicolo Prioli'nin adı ve arması, 1496 tarihi görülmektedir.
Mermerin Salamis'ten getirildiği sanılmaktadır.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
CANBULAT
TÜRBE VE MÜZESİ (ARSENAL TABYASI)
Kilis
Sancak Beyi olan Canbulat Beyin, Kıbrıs'ın fethine karar verildiğinde,
hazırlanan kuvvetler arasına dahil edilmesi önerilir. Lefkoşa'nın Osmanlılarca
fethinde üstün yararları görüldüğünden, 1570'te Mağusa'yı kuşatan Osmanlı
ordusunda, İskender Paşa ve Deniz Paşa ile birlikte yeniden görevlendirilir.
|
|
|
|

|
|
Orjinal
adı Arsenal tabyası olan mevkide şehit düştüğü inancıyla türbesi buradaki
tabyanın altında bulunmaktadır. Zamanla yıpranan bina 1968 yılında yeniden
inşa edilerek ön kısmı da bir müzeye dönüştürülmüştür. Halen müzede etnografik
ve arkeolojik eserler sergilenmektedir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
KERTİKLİ
HAMAM
Surlariçi
Naim Efendi Sokakta yer alan bir Osmanlı devri yapısıdır. Bu hamam kubbeleriyle
ilgi çekmektedir. Yapı, üzeri kubbe ile örtülü altı odadan, odaların arkasında
tonozla örtülü bir su deposundan ve soyunmalık olduğuna inanılan üst örtüsü
yıkık kısımlardan oluşmaktadır.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
AKKULE
MESCİDİ
Orijinal
Kara Kapısına ulaşılan kemerli geçidin şehre bakan tarafında yer almaktadır.
Kesme taştan yapılmış olan Mescid burada görevli muhafızlar için inşa
edilmiştir. Mescidin orijinal kapısı harap olduğundan 18'inci Yüzyıl'da
yeniden yapılmıştır. Kapının üst kısmında bulunan mermer üzerinde 1619
tarihi ve Kuran'dan bir ayet (LXXII/18) kayıtlıdır.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
YİRMİSEKİZ
ÇELEBİ TÜRBESİ
Türbe
Sinan Paşa Camisi avlusunda yer almaktadır. Yirmisekiz Çelebi 18'inci
yüzyılda yaşamış ünlü bir Türk diplomattı. Asıl adı Mehmet Faiz'dir. "Yirmisekiz
Çelebi" lakabı Yeniçeri Ocağının 28'inci ortasında yetiştiği için
verilmiştir. 1720 yılında Paris Büyükelçiliğine atandı ve 11 ay sonra
geri döndü. Bu dönemdeki "Paris Sefaretnamesi" adlı eseri büyük
yankı uyandı. Bu eser ayni zamanda Ingiltere'de de ilgi gördü. Paris'ten
döndükten bir süre sonra Mısır'a görevli olarak atandı. Bu sıralarda (1730
yılında) çıkan Patrona Halil isyanına adı karıştığı için görevinden alınarak
Kıbrıs'a sürgüne gönderildi. 1732 yılında Mağusa'da öldü ve şimdiki yerine
gömüldü.
YENİÇERİ EFENDİSİ MEHMET EFENDİ'NİN MEZARI
Sinan Paşa Camisinin avlusunun güneyinde bulunmaktadır. 1724 yılında
Mağusa'da ölmüştür.
CAFER PAŞA ÇEŞMESİ
Namık Kemal Meydanı'nın Kuzeybatı köşesindedir. Klasik Osmanlı yapı
özelliklerini taşıyan çeşme ilkin Venedik Sarayı'nın önünde yer almaktaydı.
Bu çeşmenin yıkılması üzerine şimdiki çeşme inşa edilmişve eski çeşmeye
ait mermer kitabe buraya monte edilmiştir. Çeşmenin yazıtında Hicri-1005
(1597) tarihi okunmaktadır.
MUSTAFA ZÜHRÜ EFENDİ TÜRBESİ
Lala Mustafa Paşa Camisi'nin avlusundadır. Bu türbede 1903 yılında
ölen ve İmam Hatip ve Kavanin azalığı yapan Mustafa Zührü Efendi gömülüdür.
Günümüze hiçbir değişime uğramadan gelen tek türbedir. Dört kemer üzerine
oturan bir kubbesi ve kemer açıklıklarını kapatmak için yerleştirilen
tek kapılı demir parmaklıkları vardır.
ŞAM MÜFTÜSÜ MEHMET ÖMER EFENDİ TÜRBESİ
Lala Mustafa Paşa Camisinin avlusundadır. Klasik Osmanlı türbe mimarisinin
tipik örneklerindendir. Yanlarındaki sivri kemerleri ve türbeyi örten
kubbesi dikkat çekicidir. Tamir edilmesi nedeniyle mimari özelliklerinden
çok şey kaybeden türbe bugün değişik amaçlarla kullanılmaktadır. Bu türbenin
imam ve müderis olan İbrahim Efendi'ye ait olma olasılığı üzerinde de
durulmaktadır.
KIZIL HAMAM
Mağusa'daki Osmanlı dönemine ait üç hamamdan birisidir. Akkule Girişi'nin
kuzeybatısında yer almaktadır. Günümüze sadece temel kalıntıları gelebilmiştir.
Hamamın değişik bölümleri temel kalıntıları izlenerek belirlenebilmektedir.
MAĞUSA MEDRESE BİNASI
Namık Kemal Meydanı'nın doğusunda olup kesme taştan yapılmış küçük
bir binadır. İnşa tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak gerek cörttenleri,
gerek yapı tarzı ve gerekse mimari elemanları bakımından tipik bir Osmanlı
yapısı olduğu söylenebilir.
MARAŞ AYİOS YUANNİS KİLİSESİ İKON MÜZESİ
Maraş bölgesinde yer alan kilise 1960 yılında inşa edilmiştir.Kilisenin
birikon müzesi olarak düzenlenmesi çalışmalarına 1994 yılında başlanmış
ve 2 Mayıs 1995 tarihinde ziyarete açılmıştır. Kilisede sergilenen ikonların
büyük bir bölümü bu kiliseye ait olmasına karşın çok az bir bölümü çevredeki
kiliselerden toplanmış olanlardır.
ERMENİ KİLİSESİ
Lusignan dönemi öncesinde Kıbrıs'a yerleşmiş olan Ermeniler'in Kıbrısta
biri Lefkoşa'da , diğeri ise Mağusa'da iki Piskoposları vardı. M.S. 14'üncü
Yüzyılda yapılan kilisenin içerisinde akustiği sağlamak amacı ile tavana
küpler yerleştirilmiştir. Suriçi Somuncuoğlu Sokakta yer alan kilisenin
duvarlarında zamanla kısmen tahrip olmuş duvar resimleri ve Ermenice yazılar
bulunmaktadır.
TARİHİ TÜRK MEZARLIĞI
Kara Kapısı karşısındaki mezarlıkta görülen türbeler 17'inci Yüzyıla
aittir. Bu türbelerin şehrin ileri gelenlerine ait olduğuna inanılmaktadır.
KUTUP OSMAN TÜRBE VE TEKKESİ
Mağusa surları dışında Namık Kemal Lisesi yanında yer almaktadır.
Bu Türbe Halvetiye Tarikatı'nın Kıbrıs'taki kurucusu Kutup Osman Fazlullah
Efendiye aittir. Kutup Osman, Halvetiye Tarikatı mensuplarından Şeyh Fazlullah
Efendi'nin oğlu olup Bulgaristan'ın Şumnu kasabasında doğmuştur. Ulema
sınıfından olup ilahiyatın muğlak yönlerini çözmeye yarayacak bir çok
eserleri vardır. Devrin padişahı olan IV. Mehmet kendisine sarayda imamlık
ve eğitmenlik görevleri vermiştir. Kendini çekemeyenlerin ittirasına uğrayarak
1690 yılında Mağusaya sürgüne gönderilmiş, bir yıl sonra da burada vefat
etmiştir. Zaman aşımı ile izi kaybolmaya yüz tutan türbesi Elhaç Seyid
Mehmet Ağa tarafından 1824 yılında yeni baştan inşa ettirilerek türbenin
yanına bir mescit ile tarikat mensuplarının ikameti için de bazı odalar
eklenmiştir. Mezarının 1835 tarihli ahşap kitabesi şu anda Cambulat Müzesinde
sergilenmektedir.
ÇANAKKALE ŞEHİTLİĞİ
Mağusa'daki Türk mezarlığında bulunan şehitlikte 33 mezar bulunmaktadır.
Buradaki mezar taşları, Birinci Dünya Savaşı sırasında fngilizlertarafından
Süveyş Kanalı ile Çanakkale cephesinde esiredilerek Mağusa'daki Karakol
esirkampına getirildikten sonra gerek kötü muamele, gerekse firara teşebbüs
gerekçesi ile şehit edilen Türk askerlerine aittir. Bugün şehitlikteki
sembolik 33 mezarda, esirler arasındaki sanatkarlar tarafından oyularak
yapılmış yazıtlı ve bir bölümü bezemeli mezar taşları bulunmaktadır. Mezartaşlarının
en eskisi 24.11.1916 , en yenisi ise 8 veya 18 Şubat 1920 tarihlidir.
Şehitlerin anısını yaşatmak için Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin 5'inci
Kuruluş yıldönümü olan 13 Şubat 1980 tarihinde buraya bir anıt dikilmiştir.
PERTEV PAŞA'NIN MEZARI
Osmanlıların Kıbrıs'ı fethi sırasında şehit düşen Pertev Paşa'nın
orijinal mezarı Mağusa'nın Maraş semtinde yer almaktaydı. Orijinal mezarın
Rumlartarafından yıkılması üzerine 1950 yılında ve sonrasında yeniden
yapılmıştı. 1974 Barış harekatı sonrası hiçbir izi bulunmayan mezarın
olduğu yere Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı tarafından şimdiki
anıt dikilmiştir. Bu an ıtta "Kitap" ve "Sur" birlikte
simgelenmektedir. Bu düşüncenin bilim ile askerliğin dayanışmasından ve
Pertev Paşa'nın kale fatihi olmasından
kaynaklandığı belirtilmektedir.
ST.
NİKOLAS KİLİSESİ
14'üncü veya 15'inci yüzyıllarda Bizans stilinde yapılmış küçük bir kilisedir.
Suriçi Gündüz Tezel sokakta bulunan kilise şu anda harabe durumundadır.
AYİA
ZONİ KİLİSESİ
Bizans stilinde 14'üncü veya 15'inci yüzyıllarda yapılmış bu kilise
Meryem Ana'ya adanmıştır. Duvarlarında fresk izleri bulunmaktadır. Kilise
yanında bulunduğu St. Nikolas Kilisesi ile benzerlikler göstermektedir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
ST.
GEORGE GREK KİLİSESİ
Oldukça
büyük ve güzel bir yapıdır. Güney tarafında iki apseli ve duvarlarında
resim izleri bulunan küçük bir Bizans katedralinin kalıntıları yer almaktadır.
Bu kilise birzamanlar Ortodoxlartarafından kullanılmıştır. Bazı kaynaklarda
Salamis Başpiskobosu St. Epiphanios'un (MS. 310- 406) tüm mücevheratları
ile burada gömülü olduğu öne sürülmektedir.
MUSTAFA
PAŞA CAMİSİ (STAVROS KİLİSESİ)
Suriçi Mustafa Paşa Sokakta yer alan yapı 16'ıncı yüzyılda inşa edilmiştir.
Beşiktonozlu ve batısında güzel işlenmiş bir girişi vardır. Osmanlıların
Kıbrıs'ı ele geçirmelerinden sonra mihrap ve minber ilave edilerek camiye
dönüştürülmüştür. Avlusunda Osmanlı dönemine ait üç mezar bulunmaktadır.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
YIKIK
KİLİSELER
28'inci
M. Çelebi Sokakta yer alan bu kiliselerin 14'üncü yüzyıla ait oldukları
sanılmaktadır. Hangi tarikat tarafından kullanıldıkları bilinmemektedir.
ST. ANNA KİLİSESİ
Suriçi Somuncuoğlu Sokta yer alan Lüzinyan Dönemi'ne ait iyi korunmuş
bir kilisedir. Alışılmışın dışında bir çan kulesine sahiptir.
TABAKHANE MESCİDİ
Suriçi Somuncuoğlu Sokta yer alan 16'ıncı yüzyıla ait bu yapıda tonozlara
akustiği sağlamak amacıyla testiler konmuştur. Mağusa'nın Osmanlılar tarafından
fethinden sonra Mescid olarak kullanılmaya başlanmış daha sönra ise terkedilmiştir.
KARMELİTE KİLİSESİ
12'inci Yüzyılda Suriye'deki Karmel dağında kurulan Karmel tarikatına
aittir. Bu tarikata rahibe olarak hizmet verem Azize Mary'nin adı bu kiliseye
verilmiştir. Kesin inşa tarihi bilinmemeyen bu yapı Suriçi Somuncuoğlu
Sokta bulunmaktadır.
CAFER
PAŞA HAMAMI
Namık Kemal Meydanının kuzey batısındadır. Evkaf Dairesi arşivindeki
belgelerde 1601 yılında inşa edildiği kayıtlıdır. Lusignan dönemine ait
St. Fransis Kilisesi'nin avlusunda bulunan yapı kesme taştan yapılmıştır.
Plan ve mimari üslubu (ılıklık ve sıcaklık bölümleri) Osmanlı dönemi yapı
özelliklerini yansıtmaktadır. Sadece "Soyunmalık" odası Orta
Çağa ait St. Fransis kilisesinin orjinal odalarından birisidir. Güney
duvarındaki basık birkapıdan girilen bu odanın üstü haçtonozla örtülüdür.
Tavanın ortasında ve duvarda bulunan üç pencere ile aydınlanmaktadır.
Soyunmalık bölümünün kuzey duvarında bulunan bir kapıdan yarım tonozla
örtülü "L" planlı bir ara geçide ve buradan da hamamın ılıklık
bölümüne girilmektedir. Ilıklığın üstü beşik tonozla örtülüdür. Ilıklıktaki
bir kapıdan hamamın sıcaklık bölümüne girilmektedir. Sıcaklık bölümünde
kubbeli bir orta mekana açılan tonozlu dört Eyvan ve dört köşede kubbeli
birer oda (Halvet) bulunmaktadır.
VİKTORİA HAVUZU VE FISKİYESİ
Mağusa'daki Hayvanat Bahçesi içerisindedir. Viktoria havuzu ve içerisindeki
fıskiye şeklindeki anıt 1897 yılında İngiliz Dönemi'nde yapılmıştır. İngiltere
Kraliçesi I.Viktoria'nın hizmetinin ellinci yılında (1887) birinci jübilesi
ve altmışıncı yılında da (1897) ikinci jübilesi yapılmıştı. Altmış dört
yıl boyunca Büyük Britanya ve Irlanda Kraliçeliği ile Hindistan Imparatoriçeliği
yapan Viktoria'ya duyulan sevgi ve bağlılık göstergesi olarak anısına
kalıcı nitelikte sayısız eserler inşa edilmiş, çeşitli etkinlikler yapılmıştır.
Kıbrıs'ta da Kraliçe Viktoria'nın anısına şu anda Mağusa'daki Hayvanat
Bahçesi olarak kullanılan alana bir havuz ve içerisine de anıt şeklinde
bir fıskiye yapılmıştır.
SU
DEPOSU
Gazimağusa Belediye Sarayı karşısında Çamlık Yolu üzerindedir. İngiltere
Kraliçesi I. Viktoria'nın altmışıncı hizmetyılında yaptığı ikincijübilesinde,
kendisine karşı gösterilen sevgive bağlılığın birgöstergesi olarakhizmetesokulmuştur.
Günümüzde fonksiyonunu yitirmiş olan yapı yalnızca biranıt olarak ayakta
durmaktadır. 1991 yılında Gazimağusa Belediyesi ve Mimarlar Odası tarafından
korumaya alınmış ve aynı yıl içerisinde burdaki koruluğa yüzlerce fidan
ekilerek zenginleştirilmiştir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
SALAMİS
KENTİ
SALAMİS:
Şehir
Bronz Çağı sonlarında başlayan göçler sırasında, Anadolu'dan gelen kavimler
ve bunlara Yunanistan'dan gelerek Kilikya'da katılan Akalar tarafından
kurulmuştur . Truva kahramanlarından ve Salamis adası kralı Telamon'un
oğlu Tefkros . şehrin kurucusu olarak bilinmektedir. M.Ö. 707 yılında
gerçekleşen Asur hakimiyetinden sonra M.Ö. 560 yılında bastırılan sikkelerden,
Salamis kralı Evelthon'un adanın idaresini ele geçirdiği anlaşılmaktadır.
M.Ö. 499 yılında Atinalı Kimon'un Kıbrıs'taki Pers hakimiyetine son vermek
için düzenlediği sefer başarısızlıkla son bulmuş ve Kimon'un ölümü üzerine
Atinalılar, Kıbrıs'ı alma girişiminden vazgeçmişlerdir. Bundan sonra Fenikeli
idareciler başa geçer, fakat ticaret ve diğer konularda gerileme başlar.
M.Ö. 411 yılında Tefkros ailesinin üyelerinden Evagoras, Salamis krallığını
ele geçirir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Tüm
adayı hakimiyeti altına almak isteyince Salamis şehri Persler tarafından
kuşatılır ve Evagoras Pers Krallığına vergi ödemek zorunda bırakılır. Bu
durum İskender devrine dek sürer. İskender döneminde Salamis kralı olan
Pyntagoras, İskender'e askeri yardımlarda bulunduğundan kendisine Tamusus
şehri verilerek ödüllendirilir. İskender'in ölümü sonrasında Salamis sürekli
el değiştirir. M.Ö. 294 yılında zor şartlar altında Kıbrıs'ı alan Ptoleme
Krallığı idaresi sırasında ada huzura kavuşur ve bu tarihten itibaren Salamis
baş şehir olma niteliğini kazanır. Kentin bu parlak dönemi Roma egemenliği
süresince de devam eder. Günümüzdeki kalıntıların çoğu Roma dönemine aittir.
Roma idaresi altında şehrin bir halk meclisi, bir senato ve ihtiyar meclisi
bulunmaktadır. M.S. 76 ve 77 yıllarındaki depremler ve M.S.116 yılındaki
Yahudi isyanları ile şehir epeyce tahrip olur. Daha sonra ada Antakya vilayetine
bağlanır ve Salamis limanı, Suriye gemilerince ilk uğrak limanı olduğundan,
şehirde bir ferahlama görülür. M.S. 232 ve 342 yıllarındaki depremler yazık
ki şehre yine büyük zararlar verir. Bundan sonra Bizans İmparatoru Konstantinus
şehri küçük bir planda inşa ettirerek, Konstantinus adını verir. Şehir Kıbrıs'ın
baş şehri olarak Baf'ın yerini alır. Daha sonra şehir M.S. 647 yılındaki
Arap akınları ve yer sarsıntıları nedeniyle terkedilerek, bugünkü Mağusa
şehrini oluşturan bölgeye halk göç etmek durumunda kalır. |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
TARİHİ
YERLER
Mimari
Kalıntıları:
SUR VE LİMANLAR
Şehrin
kuzey, güney ve batı kesimlerinde yer alan surların yanısıra, şehir merkezini
çevreleyen ikinci bir surun varlığı da tespit edilmiştir.Şehrin merkezini
çevreleyen surların, M.S.7 yy.'daki Arap akınlarına karşı inşa edilmiş
olabileceği düşünülebilir. Şehrin güney - doğusunda Salamis şehrinin en
eski limanı yer almaktadır.Bu limanın kuzey ve güneyi suni dalgakıranlar
ile korunmaktadır. Geç Roma devrinde kullanılan ikinci limanı ise şehrin
kuzeyindedir. Bu iki limanın dışında Demetius tarafından kullanılmış olan
üçüncü bir limandan da bahsedilmektedir.
GİMNAZİUM:
(Spor Alanı)
Güney
girişindeki döşeme üzerindeki yazıttan anlaşıldığı üzere, şehrin kuzeyinde
şimdiki Roma Gimnaziumunun bulunduğu yerde Helenistik devre tarihlenen
bir Gimnaziummevcuttur. Doğu revağında da burasının bir zamanlar bahçe
olarak kullanıldığını gösteren bir yazıt bulunmaktadır. Yer sarsıntıları
sonucu yıkımlar olması nedeniyle Gimnazium Augustus döneminde tamir ettirilmiş
ve bir de doğu revağı eklenmiştir. Dört tarafı kronit başlıklı sütunlu
revaklarla çevrili alanın kuzey ve güney uçlarına ilave edilen birer yüzme
havuzunun etrafında heykeller yer almaktadır. Günümüzde kuzey yüzme havuzunun
etrafında bulunan heykeller M.S 2. yy'a aittir. M.S. 332 ve 342 yıllarındaki
depremlerle yeniden yıkılan Gimnazium, Erken Bizans devrinde Konstatinus
tarafından Salamis hamamları olarak yeniden inşa edilir.
TİYATRO:
Gimnazium'un
güneyinde yer alan yapı muhtemelen Augustus döneminde inşa edilmiştir.
M.S. 4. yy'daki yer sarsıntıları ile yıkılan tiyatronun taşları hamamların
inşasında yapı malzemesi olarak kullanılmıştır. Tiyatro, sahne binası,
orkestra ve oturma yerlerini içerir. Kapasitesi 15 bin seyirciye karşılık
düşer. Sahne binası oyuncular tarafından soyunma-giyinme yeri ve fon işlevi
göstermektedir. Freskler, heykel ve sütunlarla süslü bu görkemli yapının
günümüze dek sadece temelleri gelebilmiştir. Orta kısmındaki orkestranın
ortasında Dionysos'a adanmış bir sunak ve Marcus Avurelius Commedus ile
Caesar Contanstinus ve Caesar Maksimianus'a adanmış yazılı iki altlık
vardır. Oturma yerleri 50'den fazla sıra ihtiva etmesine karşın, bir kısmı
günümüze dek gelebilmiştir. Orta kısımdaki boşluk şeref locasıdır. Oturma
yerlerinin bir kısmı yeniden restore edilerek inşa edilmiştir.
ROMA
VİLLASI:
Tiyatronun
güneyinde yer almaktadır.Bir zamanlar iki katlı olan bu yapı, sütunlu
bir giriş , bir iç avlu , geniş bir oturma odasından meydana gelmiştir.
Öteki odalar avlunun iki yanında yer alır. Kazı sırasında burada, merkezi
bir figürün etrafını çevreleyen, hayvan tasvirleri ile bezenmiş mozaik
döşemeli bir platform tesbit edilmiştir.
BİZANS
SU SARNICI:
Roma
villasının güney doğusunda yer alan huni biçimli bu sarnıç, üç bölmeden
oluşur. Bir bölmede M.S. 6. yy'a ait duvar resimleri ve yazılar bulunmuştur.
Şu anda harap vaziyetteki ana pano, kuş, balık ve su bitkilerinden oluşan
su sahnesi ve İsa başı bulunan bir madalyon ile süslüdür.
KOMPANAPETRA
BAZİLİKASI:
Bazilika
4.yy'da inşa edilmiştir. Çevresi sütunlarla sarılı, su kuyusu olan bir
avlu ve orta ve yan kısımlardan oluşur. Orta bölümde piskoposun kürsüsü
ve rahip yerleri bulunur. Apsitin arkasında hamamı da olduğu anlaşılan
bir kalıntı grubu daha vardır. Odalardan birinin oldukça göz alıcı bir
yer döşemesi mozaik vardır.
AYA
EPİPHANİOS BAZİLİKASI:
Kıbrıs'ın
bilinen en büyük bazilikası olan bu yapı geçmişte Salamis'in Metropolitan
kilisesidir. Piskopos Epiphanios'un görev süresinde yapıldığı (368 - 403)
bilinmektedir. Epiphanios'un mermerden yapılmış mezarı burada bulunmaktadır.
Bazilika ondörtlü iki sütun dizisi ile 3 ayrı bölüme ayrılmıştır. Apsitte
piskopos ve rahiplerin oturduğu sıralar yer alır. Bu bölümün iki yanındaki
odalar rahiplerin cübbelerini giymeleri ve ayin sırasında kullanılan eşyaların
saklanması için kullanılmaktadır. Vaftiz odasının döşeme seviyesinin altındaki
ısıtma sistemi, kış aylarında vaftiz için sıcak su kullanıldığını göstermektedir.
Kalıntılar, 7. yy'daki Arap istilasının ardından, güney tarafında ikinci
bir küçük kilisenin inşa edildiğini gösterir.
SU
DEPOSU - VOUTA:
M.S.
627-640 yılları arasında (Bizans Dönemi) tarihlenen bu bölümde, kanallarla
Kythrea'dan (Değirmenlik) gelen su burada biriktirilmektedir. Bugün halen
su kemerlerinin kalıntıları göze çarpmaktadır. Tavanı taşıyan ayakların
uzun duvarlardan çıkan iri dirseklerle desteklenmiş olduğu görülmektedir.
AGORA
(Taş Forum / Pazar Yeri):
Bu
yapı su deposunun güneyindedir. Ortadaki boş alan ve bunun çevresindeki
dükkanlardan oluşan bu mekanın Salamis'in hem toplantı hem de alışveriş
merkezi olduğu anlaşılmaktadır. Augustus döneminde restore edildiği ele
geçen bir Latince kitabeden anlaşılmaktadır. Agoranın iki yanındaki sütunlu
revaklar güneş ve yağmurdan koruma vazifesi görüyorlardı. Bunlardan sadece
biri ayaktadır.
ZEUS
TAPINAĞI:
Salamis şehrinin ana tapınağı olabileceğine inanılan bu yapının az bir
kısmı günümüze dek gelebilmiştir. Agora'nın güney ucunda bulunan tapınağa,
basamaklarla ulaşılmaktadır. Yapılan kazılarda ele geçen bir kitabede
mabedin Augustus'un karısı Livia şerefine Zeus Olympios'a ithaf edilmiş
olduğu belirtilmektedir.
KRAL MEZARLARI:
Yaklaşık
olarak 4 mil karelik bir alanda bulunan Salamis Nekropol'u, Enkomi'den
Salamis ormanının batı ucu ve St. Barnabas Manastırına dek uzanır. Açığa
çıkarılan mezarlar arasında görülen bir kısım mezarlar yapısal biçimler
ve zengin buluntularından dolayı Kral mezarları diye adlandırılmıştır.
Başlıca mimari özellikleri, mezar odası önünde yer alan geniş, uzun ve
meyilli alanlardır. Burada cenaze arabasını çeken atlar ölünün şerefine
kurban edilip, yağ, şarap veya bal dolu küpler burada sıralanmaktadır.
Araştırmalar mezarların M.Ö. 8. yy'da yapıldıklarını ve M.S. 4. yy'a değin
kullanıldıklarını gösterir. Özellikle 47, 50 ve 79 nolu kral mezarlarında
zengin buluntulara rastlanmıştır. Bunlardan 50 nolu mezar, St. Catherine'e
adanan küçük bir kilise olarak da kullanılmaktadır. Hıristiyanlık dinini
benimseyen St. Catherine'in Salamis yöneticisi dayısı tarafından buraya
hapsedildiğine inanıldığından, St. Catherine Hapishanesi olarak da anılmaktadır.
Yapılan kazılarda, mezarların içinde çeşitli çanak, çömlek, tunç ve fil
dişi nesneler ve kurban edilmiş atların iskeletlerine rastlanmıştır.
CELLARGA TOPLU MEZARLARI:
Salamis
Nekroplu'nun bir bölümünü oluşturan bu toplu mezarlar, Kral mezarlarının
yaklaşık 500 m güney doğusunda yer alan, dönemin yoksul halkına ait olan
toplu bir nekropol alanıdır. Yaklaşık 120 tane mezar tesbiti yapılmış
olan bu alanın M.Ö.8. yy ve M.Ö. 4. yy arasında kullanıldığı belirlenmiştir.
Girişleri iri taş levhalarla kapanan mezarların önünde, kayaya oyulmuş
basamaklar göze çarpar. Zamanla dolan mezar alanında ilk yapılan mezarların
çeşitli yerlerine baca şeklinde alanlara sahip mezarlar açılmış, M.Ö.
4. yy'dan sonra ise kullanılmamaya başlanmıştır. Mezarların önlerinde
yakılan ateşlerin külleri içinde karşılaşılan, hayvan, heykel, çanak -
çömlek kalıntıları buralarda kurban törenleri ve ziyafetler yapıldığı
izlenimini vermektedir.
NİKOKREON ANITI:
Salamis
Nekropolu dahilinde yer alan bu anıtın Salamis'in son kralı Nikokreon
adına inşa edilmiş olabileceği düşünülmektedir. Kaynaklara göre son kral
Nikokreon, Ptolemeos'a teslim olmaktansa intihar etmiş, karısı da ailesini
öldürüp, sarayı yaktıktan sonra intihar etmiştir. Kademeli basamaklarla
çıkılan platformun ortasında bir ocak ve bunun içinde o döneme ait demir
çubuk, taş ve topraktan heykeller bulunmuştur. Bulunan bu az pişmiş topraktan
yapılmış heykeller, geç devre ait Klasik Yunan heykel sanatı özelliklerini
taşımaktadırlar.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
St.
BARNABAS MANASTIRI:
Salamis'te
doğmuş Yahudi bir ailenin oğlu olan, St. Barnabas, Kudüs'te eğitim gördükten
sonraKıbrıs'a döner ve Hıristiyanlığı yaymak için M.S.45 yılında St. Paul
ile çalışmaya başlar. Bu faaliyetlerden dolayı vatandaşları tarafından
öldürülüp, cesedi denize atılmak üzere bir bataklığa saklanır. St. Barnabas'ın
öğrencileri olayları izleyip, cesedi Salamis'in batısında bir yeraltı
mağarasına gömerler ve göğsüne de St.Mathews'un yaptığı incilin kopyasını
koyarlar. Cesedin yeri bilinmediğinden uzun yıllar gizli kalır. 432 yıl
sonra piskopos Anthemios, mezarı rüyasında gördüğünü söyleyerek, açılmasını
ister. Mezar açıldığında St. Mathews incili dolayısıyla, St. Barnabas
teşhis edilmiş olur. Bu keşif sonrasında Piskopos, İstanbul'a giderek
İmparator Zeno'yu bilgilendirir ve Kıbrıs kilisesinin özerkliğini kazanır.
İmparator, gömütün bulunduğu yerde bir manastır inşası için yeterince
bağışta bulunur. Manastır M.S. 477'de inşa edilir. Manastır bir kilise,
avlu ve avlunun üç yanında bir zamanlar papazların yaşadığı odalardan
meydana gelmiştir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
St.
Barnabas İkon ve Arkeoloji Müzesi:
St. Barnabas kilisesinde çoğunluğu 18. yy'dan kalma zengin bir ikon koleksiyonu
bulunmaktadır. Manastırın avlusunda bulunan bazalt değirmen Enkomi yerleşim
bölgesinden, diğer sütun ve taşlar ise Salamis'ten gelmiştir. Papazların
yaşamlarını sürdürdüğü odalar ise restore edilerek bir Arkeoloji müzesi
haline getirilmiştir. Müzede Kıbrıs'ın Neolitik Döneminden Roma Dönemine
dek geniş bir çizgideki tarihsel sürece ait çeşitli eserleri görebilmek
mümkündür. Ayrıca tunç ve mermer eserler de müzede sergilenmektedir.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
ENGOMİ
(Alasia):
Günümüzdeki
Enkomi (Tuzla) köyü yakınlarında yer alan ve Alasia diye de bilinen antik
Enkomi şehri M.Ö. 2000'li yıllara tarihlendirilmektedir. Yapılan kazılarda,
şehrin ilk dönemlerde Mısır etkisinde kaldığı, sonraları Miken etki alanına
girdiği anlaşılmaktadır. Surlarla çevrili olan bu yerleşim yerinde ölüler,
evlerinin tabanına hediyeleri ile birlikte gömülmektedirler. Şehre ızgara
planının uygulandığı ve ilk kez yazının da burada ortaya çıktığı belirlenmiştir.
Kült heykeli olarak görülen ve kuvvetli bir Hitit etkisi taşıyan tunçtan
yapılma "Boynuzlu Tanrı Heykeli" de bu bölgede bulunmuştur.
Ayrıca şehirde çok sayıda tunçtan yapılmış eserler ve bakır işleme atölyelerini
işaretleyen bakır artıkları bulunmuştur. Eskiden bir liman şehri olan
Enkomi'nin yanından geçen Pedios (Kanlıdere) nehrinin, şehrin limanını
alüvyonlar ile doldurması, depremlerin olumsuz etkileri ve Akaların 12.
yy.'dan sonra sürekli tehdit etmeleri sonucu bölge terkedilerek bir daha
kullanılmamıştır.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
KENT'İN
İKİ SEMBOLÜ
KIBRIS'TA
İLK TREN LOKOMOTİFİ
Kıbrıs'ta tren ilk defa İngiliz İdaresi döneminde kullanıldı. Kıbrıs'ta
kullanılan lokomotifi bir İngiliz şirketi olan "Hamslet" imal
etti. İlk proje ve ön çalışma 1899 yılında başlatıldı. Tren ise ilk seferini
1904 yılında Yüzbaşı Pirchard R.E. yönetiminde Lefkoşa-Mağusa arasında
yaptı.

Tren seferleri 1916 yılına kadar Lefkoşa-Mağusa arasında, sonra
Güzelyurt ve 1932 yılından sonra da Lefke'ye kadar yapılıyordu. Tren,
Lefkoşa-Mağusa arası 51 mil olan mesafeyi iki saatte gerçekleştirirken
yol boyunca dört istasyonda durmaktaydı. Bugün Lefkoşa'da Peyak ambarlarının
bulunduğu yer tren istasyonu, karşısındaki kesme taştan kemerli bina da
istasyon müdürünün ikametgahı idi. Mağusa'daki istasyon binası ise surların
dışında bulunan şimdiki Kaza Tapu Dairesi olarak kullanılan (1974 öncesi
Polis Karakolu) alanda idi.Bu bina tren istasyonunun bir bölümü idi. Büyük
avlunun içerisinde de tamir atölyesi yer almakta idi. Tren hizmete girdikten
sonra ticaret ve turizm gibi ekonomik alanlarda da gelişmeler kaydedildi.
Mağusa limanının önemli derecede ticaret ve yolcu trafıği bakımından gelişmiş
olması ve daha kısa bir sürede adanın belli yerlerine ulaşımın sağlanması
ile meydana gelen turist artışı, trenin sağladığı katkılar olarak gösterilebilmektedir.
Özellikle tren hattının Lefke ve Trodos dağlarının yamaçlarına kadar uzatılması,
Trodos'da turistik nitelikli otellerin yapılmasına neden oldu. Bu durum
da doğal olarak turist sayısının artışını sağlayan etkenlerden biri olmuştur.
1940-1945 savaş yıllarında trenin sık sık kullanılması yıpranmasına neden
oldu. Yıpranan trenin tamir edilmesi için 400 bin Kıbrıs Liralık bir bütçeye
gereksinim vardı. Bu bütçenin ayrılmasını göze alamayan hükümet, aynı
zamanda karayollarının da gelişmesiyle artan motorlu araç sayısı gerekçesi
ile trenle yolcu ve yük taşımasına son verdi. Kıbrıs'ta ilk kez çalıştırılan
tren şu anda Mağusa'daki Kaza ve Tapu Dairesi'nin avlusunda sergilenmektedir.
Tren üzerinde (1) rakamı ve İngilizce yazılı şu ibare bulunmaktadır. "THIS
WAS THE FIRST LOCOMOTIVE TO BE IMPORTED INTO CYPRUS. IT WAS USED DURING
THE CONSTRUCTION OF THE GOVERNMENT RAILWAY AND THERE AFTER IN IT'S OPERATION
FROM 1904-1951"
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|

1372
Yılında Venediklilerle Cenvizlilerin Cumber ağacı
altında kavgalarını yansıtan bir çizim.
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
TARİHİ
CÜMBEZ AĞACI
Bilinen
adı : Cümbez Ağacı evya Tropikal İncir
Botanik adı : Ficus Soycomorus veya Minimal Deciduos.
Bulunduğu Yer : Lala Mustafa Paşa Camü avlusu, Gazimağusa
Çevresi : Tabandan 1.30 metre yükseklikte 4.95 metre
Boyu : 15 m.
Tepe Şekli : Çok geniş tepelidir.
Tahmini yaşı : 702 (2000 yılı itibarı ile)
Özellikleri
:
Ağacın katedralin inşaatına başladığı 1298 yılında dikildiği söylenmektedir.
Gövdesi 2.70 metreden sonra 7 dala ayrılır. Kıbrıs'ta yaşadığı bilinen
en yaşlı ve canlı ağaçtır.Yılda yedi kez meyve veren ağaç katedralin önüne
büyüleyici bir gölge verir.
|
|
|
|
|
Kökleri
Doğu Afrika'ya ulaşan ağaç, güzel bir meyveye sahip olması, sıcak yerler
için yarı kapalı gölge bir mekan oluşturma özelliği ve mobilya yapımı için
değerli kerestesinin olması nedeniyle eski Mısır'lılar döneminden beri yörede
önemliydi. Ağacın meyvelerine halk arasında Firavun meyvesi denmesi belki
de buna bağlanabilir. |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Yaşamı
boyunca birkaç dönem şubat ayında yapraklarını dökmesi ağacın öldüğü izlenimini
vermişti. Fakat yaprakların bir ay içinde geri gelmesi ve ağaçın koyu
yeşil yapraklarla yeniden canlanması insanları hayretler içinde bırakmıştı.
Eski papirüs çizimlerinde meyvesinin çizimleri yer almaktaydı. Meyveyi
yarmak için kullanılan ve eski Mısırlılar tarafından keşfedilmiş bıçak,
bu meyvenin olgunlaşmasını hızlandırmaktaydı. Meyveyi yarmak önceleri,
içindeki sineklerin, böceklerin kaçması için düşünülmüştü. Ancak bu yöntemle
ethilen gazının üretilmesi sonucu meyve olgunlaşıyordu.
Görünüşüne
bakılarak birkaç yüzyıl daha katedralin bu ağacı koruyabileceği düşüncesine
kapılmak oldukca sevindiricidir. Cümbez ağacı, ada tarihini anlatan en
yaşlı canlıdır. Tanıklık ettiği yüzlerce olay var: Katedral önünde ses
çıkaran zırhlar içindeki Lüzinyan Silahşörleri, çekirge belası, Venedik
inşaatcıları, 1571 yılındaki bombardıman, birçok deprem, son yapılan meydan
düzenlemeleri ve daha yüzlerce olay... Ve daha göreceği birçok sahne...
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |
 |