6. Uluslararası Mağusa Kültür,
Sanat ve Turizm Festivali
Kent Oyuncuları
Olga, Cynthia, Ayşe Yıldız, Fatma Leyla..................Yıldız Kenter
Hep Aşk Vardı
|
Yazan |
Yıldız Kenter |
|
Yöneten |
Yıldız Kenter, Mehmet Birkiye |
|
Dekor |
Osman Şengezer |
|
Kostüm |
Çolpan İlhan |
|
Müzik |
Mete Sakpınar |
|
Koreografi |
Oral Yazıcı |
Aşk her zaman var olsun!
Yıldız Kenter, açık bir yara kadar hassas ve can acıtan malzemesini, zaman
zaman bir çığlık gibi haykırarak, zaman zaman gülümseyip gülümseterek,
hem hiç soğutmadan, hem az rastlanır bir gözüpeklik ve açık yüreklilikle
sergiliyor bu oyunda. Seyredenin yüreğini avucunda tutuyor. “Yıldız Kenter'
in yazdığı ve oynadığı Hep Aşk Vardı adlı oyun, seyrettiğim geceden
sonra da beni bırakmadı. Düşünüyorum, okuyorum, sahne sahne anımsamaya çalışıyorum;
sezon açılıp oyunu yeniden, yeniden seyretme fırsatı buluncaya kadar bu olağanüstü
sanat yaşantısını biriktirip saklamak istiyorum. Kulağımda ve dudağımın
ucunda hep Nazım'ın şu dizeleriyle:
yanarak,
yanarak parmakları şerrarelerden
dokundu bu elleri insan yüreklerine...
![]() |
(...)12. İstanbul Tiyatro Festivali'nde prömiyerini yapan Hep Aşk Vardı'yı seyredenler, yalnız olağanüstü bir tiyatro şöleni yaşamakla, insana sanatın ve ancak sanatın sağlayabileceği o dört başı mâmur doyum duygusunu içlerine sindirmekle kalmadılar; can çekişen, görsel - devinimsel - minimalist - kavramsal kalkanlara zırhlara sığınarak kılıktan kılığa girerek büzülen, çeken, küçülen tiyatronun şahlanışına tanık oldular. Gördüler ve inandılar ki, insan ölmedikçe tiyatro sanatı ölmeyecektir.
|
Tiyatro
ölmez, çünkü aşk hep vardır. Yıldız Kenter'in 'acıyla, sevgiyle,
kahramanca'' seyircisiyle buluşturduğu bu oyunun başarısını;
tiyatroya adanmış bir yaşamın tüm donanım ve birikiminden süzülen
bir profesyonellikle, tükenmez bir enerji ve olgunluğunun
doruğunda bir oyunculuk gücüyle sahneye getirilmiş olmasının yanı sıra
dayandığı metnin ince bir işçilik ürünü olan sağlam ve güçlü dokusu,
duru, yalın, akıcı ve yer yer şiirsel bir lezzete ulaşan dili ile açıklıyorum.
Bir konçerto etkisi yaratıyor
Zamanın parçalanması ve eklemlenmesi ile buna paralel kurgulanmış Olga
Cynthia- Yıldız - Leylâ dönüşümleri, yirminci yüzyıl romanına taze kan taşıyan
''bilinç akışı'' tekniğinin bir benzeri ile kotarılmış gibi duruyor. Bütünleştiğinde,
kadınsı aşk ve ölüm olan bir konçerto etkisi yaratıyor. Böylesine ince işlenmişliğine
rağmen, doğallık ve sadeliği hiç gölgelenmeyen bu oyun metninin dili de,
üç ayrı kişinin ağzında üç farklı stili belirleyerek birinden öbürüne
farklılaşan duygu, tavır ve kişilikleri taşıyarak, hiç tökezlemeden akıyor.
Elli yaşındaki vücudun bir cümle içinde yirmi yaşına geçivermesi, bir başka
cümle ile yetmişi yakalamasındaki oyunculuk gücünün ve hünerinin bir izdüşümü,
yazarın kurgusunda ve dilinde yansıyor diyeceğim. ''Aslında yazarınki mi
esas, aktrisinki mi? Hangisininkini izdüşüm saymalıyız'' soruları, bu özel
durumda anlamını kaybediyor. Belki gün gelecek, bir başka aktris çalışacak
bu rolü. İşte o zaman yazarın gölgesi role ışık tutacak.
Tiyatro seyircisinin sayısı da, coşkusu da, umudu, beklentisi de yıldan yıla
azalıyor. Son on yıldır açık açık gözlemlenebilen hazin bir gerçek bu.
Toplumumuzda eğitimin niteliğinin düşmesi ile çok genel bir planda yaşanan
kültürsüzleşme ile paralel giden yozlaşma, kirlenme, yoksullaşma tiyatroyu
da elbet etkileyecekti. Etkiledi de. Yüz ağartan, hayatı zenginleştiren, yürekleri
coşkuyla dolduran oyunlarla bundan on-yirmi yıl öncesine kıyasla çok daha
seyrek karşılaşabiliyoruz artık. Bu yıl gönlünüzü kavi tutun.
Sonbaharda perdeler açılır açılmaz, en azından bir oyun var gündemde;
mahrumiyetlerin acısını çıkaracak, umudunuzu, sevginizi tazeleyecek.”
FÜSUN AKATLI, 25
Haziran 2000, Cumhuriyet Gazetesi
20 Haziran
2001, Çarşamba
21:30
Salamis Antik Tiyatro