|
Taze bir hava estirdi... 13. ULUSLARARASI MAĞUSA KÜLTÜR
SANAT FESTİVALİ...
KKTC’de yaşamanın gün geçtikçe daha da artan güçlüğü,hergün çözüleceğine daha da artan sorunları karşısındaki yetersizlik...Durmadan artan sosyal düğümlerin, çözümsüzlük sonucunda, gittikçe daha da dolanması...Yaşamsal kerteye gelmiş ve “mutlaka” halledilmesi gereken işlerden durmadan fire verilmesi.... Aklın değil, çıkar ilişkilerinin, başta devlet olmak üzere her kanalda egemenliğini sürdürmesi...Kaba güç, fuhuş,3K – kerhane, karhane ve kumarhanelerin - kuşatılmışlığının gittikçe bağlarını daha da güçlendirmesi... Ve, tüm bunların asla değişmeyeceği inancı ve pratiğinin halkımızda yarattığı umutsuzluk+yılgınlık+iklimsel ve mali kriz perişanlığı... Bu girdaba kapılmamak neredeyse imkansız hale gelmiş... FESTİVAL TAZE BİR HAVA ESTİRDİ... Bu girdapta bocalarken hatta güçlü görünenlerin dahi bu girdaba kapılmasına... mek parmak varken...Sanki, sihirli bir soluk; en azından bir süre olsun bizi girdabın kısırdöngüsünden alıp...Sanatın o büyülü soluğuyla bir yerlere taşıdı. Kısa bir süre de olsa, bize yeniden sanatın gücünden, yaşamın yaşamanın, soluk almanın güzelliğinden, o büyülü sihrinden payımıza düşeni almanın kapısını araladı. “13. Uluslararası Mağusa Kültür Sanat Festivali’nden bahsediyorum. ..Tam 13 yıldır, bize taptaze bir hava estiren o büyülü etkinlikten. Hani,sık sık “sanat neye yarar?”diye kocaman kocaman sorular ve fetvalar sıralanır ya...Bunları sıralayanlar keşke binlerce kişinin Salamis’teki o büyülü sanat paylaşımında insanımızın “yaşama sevincinin” nasıl katlandığını bir görebilseler,yaşayabilseler...Çünkü, Sanat,yaşamı, her türlü olumsuzluğa karşın-aslında onun için-yaşanır kılmak için yapılır. (Ben programın tümünü izleyemesem de, izlediğim kadarıyla bile...O yaşama sevincini duyurdular bana ve binlerce insanımızla birlikte paylaştığımız o müthiş soluk,Dünya’yı, ülkemi , tüm insanları ve sanatı sevmemin gücünü tazeledi... BUNALAN İNSANIMIZ... Yıllardır artık sadece dertlerden dert,hüzünlerden hüzün, ölümlerden ölümle yüzyüze yaşayan insanımız, çoktan haketti artık-en azından –kendi ülkesinde,kendi idarecilerinin ona armağan ettiği bir nebzecik huzuru da yaşamayı... Çünkü,doğa yasaları gibi toplum yasaları da vardır. En azından bunların bilinmesi gerekir. Ör. şu bir toplum yasasıdır: Sürekli despotizm, yokluklar, yasaklar ve dayatmalar altında yaşayan insanlar, onurlarından yitirirler...Sürekli aşağılandıkları için de aşağılaşırlar. Kıbrıslı Türk insanının da sürekli baskı altında yaşatıldığı da yadsınamayacak tarihsel bir gerçekliktir... YEREL YÖNETİMLER.... Yıllar yıllardır biz bu konularda hep “Merkezi Yönetimlere” odaklanıp durduk;oysa,insanımız birey olarak-kentli-köylü-farketmez-insanımızın rahatı ,huzuru ve hatta mutluluğu bir anlamda yerel yönetimlerin bizdeki alışılmış adıyla “belediyelerin”elindedir, onların donanım ve yapısına bağlıdır . Özellikle de çöp, kanalizasyon-su ve aydınlatmanın çok ötesinde... “kültür ve sanat” alanında neler yaptıklarına -yapabileceklerine bağlıdır...Bu bağlamda işlevlerinin bilinçlendirilip güçlendirilmesi gerekiyor. Çünkü, Kültür ve sanatın,yerel kaynaklarından beslenmedikçe,serpilip gelişmesi, toplumda kök salması mümkün değildir. Yerel yönetimlerimizin-uygar ülkelerde olduğu gibi-kültür ve sanat alanında öncü bir rol oynaması bu yüzden de “yerel kültür kurumlarının” güçlenmesi şarttır. AB’nin ekonomik hedeflerine kilitlenen politikacılarımız ve teknokratlarımızın bu konuda duyarsız davranmalarını ise anlamak mümkün değildir . Ama, Şunu da belirtmeliyim ki, umutsuz falan da değilim. (Yazının başında örneklediğim Mağusa Kültür Sanat Festivali ve Lefkoşa Belediye Tiyatrosu’nun düzenlediği, Kıbrıs Tiyatro Festivali Festivallerini düşününce).Dünyadan kopuk bir düzende yaşayamayacağımız artık gün gibi ortada. Ve tüm yöneticilerimize +aydınlarımıza seslenmek istiyorum: “Dünyadan kopuk bir düzende yaşayıp varolamayacağımız artık tecrübe ile sabittir....Ve gün gibi de ortadadır. Demokratik+verimlilik dürüstlük+yasallık ilkelerine dayalı bir ekonomik düzenin...ancak TUTARLI BİR KÜLTÜR POLİTİKASI İLE ayakta durabileceği...Bu yüzden , Herşeyden önce insan+sanat unsuruna yatırım yapılması artık anlaşılıp uygulanmalıdır. BİR ŞEYLER YAPMAYA ÇALIŞANLAR VAR... Aslında,kültür-sanat olaylarının yakın bir takipçisi olarak diyebilirim ki, içinde bulunduğumuz bu “karmakarışık ortamda” bile az sayıda da olsa, doğru yolu bulanlar...kültür ve sanata sahip çıkarak şu içinde bulunduğumu çok zor koşullarda bile bir şeyler yapmaya çalışan belediyelerimiz / yerel yönetimlerimiz var...(Bir de doğayı ve tarihsel çevreyi korumaya özen gösterseler.!) Çeşitli bölgelerimizin belediye başkanlarının geleneksel “panayırlarını”çağdaş kültür ve sanat şenliklerine dönüştürmeleri ne güzel olurdu...olacaktır... Bu noktada,yerel yönetimlerle-merkezi hükümet,sivil toplum kuruluşları ve özel sektörün işbirliği çok çok önemli. Bir başka önemli nokta ise: Kültür Bakanlığı’nın temel görevinin, kültür -sanat üretmek değil,üretime destek olmak... olduğunun bilincini hayata geçirip uygulaması-artık-dayatan bir şart... Ve Özerk bir Kültür-Sanat Kurumunun derhal kurulması da... Kademe kademe, bu alanda çalışan ve çalışmaya hazırlanan, belediyelerin kültür ve sanata değer vermesi , sebze-meyve festivalleri’nin sanat festivallerine dönüşmesi için gösterilecek her çabanın kayıtsız şartsız desteklenmesi de gerekli ve şarttır. Merkezi ve yerel yönetimin yapması gereken en önemli iş ise , “Kültürel etkinliklerinin” önündeki engellerin kaldırılması...bir de lojistik destek sağlanmasıdır. Ve tabii..en önemli unsur ise İNSAN... Ve onun çok iyi yetişmesi... Hatıra, gönülle, yakınlığa göre değil... Çağdaş + girişimci + yaratıcılığa göre iş... Çünkü,iyi girişimcileriniz varsa,başarı şansınız da yüksektir demektir. EVET,SANATIN DA TAM SIRASI... Yıllardır hep aynı şeyi duyarız: “Bu kadar sıkıntı içinde,şimdi sanatın sırası mı?” Evet,Kıbrıs sorunu çözülecek ,toplum-her anlamda –düzlüğe çıkacak ve sanata da sıra gelecek!... Onlar, bir ülkeyi düzlüğe çıkaracak en etkin yollardan birinin sanat olduğunu asla anlamadılar,kabullenmediler. Sanatı,hep feda edileceklerin ilk başına koydular ve öyle de yaptılar! 1945’te ,Almanya’ya gelen bir ABD heyeti,ülkedeki yıkımı görünce: “Bu yıkımın altından yıllarca kalkamazsınız”saptamasına Alman Başbaşakanı’nın verdiği, “Çabuk kalkarız;çünkü,bizim Goethe’miz ve Beethoven’imiz var”yanıtını.. Ve yine aynı yıl ,Viyana Belediye’sinin, “Yıkılan Kamu yapılarının onarılmasında hangi yapıya öncelik tanınsın”şeklinde soruşturmasına...Camsız ve yıkık evlerde yaşayan Viyana halkının neredeyse tamamının , “Opera Binası” yanıtını vermesi, bizde,”şimdi sanatın sırası mı?”diye soranlara hep yabancı kalmıştır; Çünkü, ister birey isterse devlet olsun,bu bir donanım konusudur... *** İşte bunun için de Mağusa Belediyesi ve tüm ekibine içten seslenmek istiyorum: İçinde bulunduğumuz tüm sıkıntılara, zor günlere karşın, yaşamı yaşanır kıldığınız için teşekkürler.....
|