|
Kıbrıs'ta "Jazz"
Yapmak
11. Mağusa Uluslararası Kültür Sanat Festivali’nin güzel ve nitelikli konserlerinden birine imza atan Ersen Sururi ve Müzik Elçileri’ni izleyememiş olan her bir Kıbrıslı’nın biraz eksik kaldığını düşünüyorum. Mağusa’nın 11. Festivali etnik renkleriyle devam ediyor. 21 Haziran’da Nil Karaibrahimgil’in Namık Kemal Meydanı’ndaki pop konseriyle açılışı yapılan Uluslararası Kültür Sanat Festivali’nin, Salamis Antik Tiyatro’daki 25 ve 27 Haziran konukları Kıbrıs’ın “Müzik Elçileri”yle, İspanya’nın aşk, şehvet ve kan kokulu flameko ateşini coşku eşliğinde sunan Aida Gomez ve Dans Topluluğu’ydu. Tahmin edilebileceği gibi, sözünü ettiğimiz ikinci gece birincisine göre neredeyse 10 katı fazla izleyiciye hitap ederken, Ersen Sururi ve Müzik Elçileri’nin konserleri yaklaşık 250 kişilik izleyici topladı. Hele bir önümüzdeki haftanın programında yer alan Boney M, Funda Arar ve kapanıştaki MFÖ’nün konserlerini düşünün, ki geçmiş yılların Candan Erçetin, Sertab Erener vb. pop yıldızlarının konserleri baz alınacak olursa, kuşkunuz olmasın ki Salamis Antik Tiyatro’sunda adım atılacak yer olmayacaktır. Yıllardır yazılır söylenir; Kıbrıslı kendi ülkesinin kendi sanatçısına yeterince değer vermiyor, yeterince sahiplenip kucak açmıyor. Okuyucu abartılı bulabilir belki ama Kıbrıslı olmanın ve ona ait özdeğerlerin savunulmasının öncü sloganı “Bu Memleket Bizim”le yollara, meydanlara doluşan onbinlerin, kendi sanatçısının bir konserinde salonları anfitiyatroları doldurmasını beklemek de çok mu?... Diyelim ki bir Ersen Sururi ya da başka müzisyenlerimizin bizleri müzikleriyle harekete geçirebilmeleri için illa ki siyasal bir miting mi düzenlenmesi mi gerekiyor, yoksa düğün dernek ortamı içinde Çiftetelli ya da Sirto oynatmaları mı?... Sanırım, özellikle müzik alanında üreten ama gerçekten üreten ya da popüler olanı, başka başka müzisyenler eliyle üretilip sunulanı eğer kendinden bir şey katmıyorsa, onu kendi müzik anlayışında içselleştirmiyorsa sunmayan, sunmak istemeyen müzisyenlerimizin en büyük açmazlarından biri de budur... Mitingde ya da düğünde çalmıyor, illa ki “kendi kimliğimle konser vermek istiyorum” diyorsanız izleyici sayınız da diğerlerine göre on katı daha az sığlıklarda dönenir durur. 11. Mağusa Uluslararası Kültür Sanat Festivali’nin güzel ve nitelikli konserlerinden birine imza atan Ersen Sururi ve Müzik Elçileri’ni izleyememiş olan her bir Kıbrıslı’nın biraz eksik kaldığını düşünüyorum. Ersen Sururi - Zeliş çifti, yıllardır hem sahne hem de hayat birliktelikleriyle güzel bir uyum yakalamış, müzikleri ve yorumlarıyla aranan ve sevilen müzisyenler olarak kendilerini kanıtlamış isimler. Onların yanına eklenen genç müzisyenlerle oluşturdukları orkestrada; Lefkoşa Belediye Orkestrası’ndan tanıdığımız tenor saksofonun bence artık usta bir müzisyeni denebilecek yetenek ve deneyimine sahip Ahmet Elmas ve diğer genç müzisyenler; klavyede Tolga Erzurumlu (tamamına yakını müzisyen bir ailenin çocuğu), gitarda Ahmet Evre, vurmalı çalgılarda Uğur Güçlü, davulda Fuat Kutrafalı ve bas gitarda Cahit Kutrafalı gibi hepsi teker teker özel yetenleklere sahip isimler var. Ersen Sururi, yıllarca farklı mekânlarda, farklı kombinasyonlara bir arada sahne aldığı bu müzisyenlerle bir aradalıklarını, yıllardır bu adada müzik yapıyor olmalarına karşın yaşadıkları kapalılıktan bir çıkış olarak değerlendiriyor. Konserde çalınan eserlerin tamamı, kültürümüzün geçmişinden gelen küçük küçük temaların kaynaştırılması ve bunların cazla, doğaçlamayla yoğrulmuş Ersen Sururi besteleri. Genellikle enstrümantal yapıya sahip eserlerin zenginliği de kuşkusuz etnik renklere yaslanıyor olmasından kaynaklanıyor. Konserin vokal solisti Zeliş’in düzenlemelerini de içeren şarkılardan özellikle ikisine dikkat çekmek istiyorum. 90’lı yıllarda SOS (Mehmet Zeyin - İvın) buruk ve duygu yüklü yorumuyla dinlediğimiz Nice Denizoğlu’nun şiirinden Ersen Sururi’nin bestesi olan “Savaşa Gebe” şarkısı, bir kadının (Zeliş) sesinde daha bir anlam yüküyle duygu yoğunluğunu daha da doruğa çıkarıcı nitelikteydi. Savaşlar olmasaydı çok çocuk doğurabilirdim diyen sözlere Zeliş’in ikinci bir şiir olarak eklediği ve “eğer barış olsaydı”yı anlattığı bölüm de çok anlam yüklüydü. Gürgenç’le Ersen Sururi’nin farklı zaman ve mekânlarda oluşturulmuş olsalar da aynı adı ve aynı duyarlıklarla müzikal bütünlüğü taşıyan şiir ve bestelerinin birleşimi olan “Mesarya” ezgisi, sarı sıcak doğaya kendini vurmuş insanın çatlayan toprakta, kuru otlarda gezinirken hissettiklerini bir tarla kuşuyla bire bir buluşmasını Kıbrıs Zeybeğinin ağır aksak ritimleriyle sunuyor. Zeliş’le Ersen’in, Ersen’le Ahmet Elmas’ın sahne üzerindeki karşılıklı ve birbirlerine nazire yaparcasına sundukları karşılıklı soloları ve bir caz konserinin olmazsa olmazı olan her enstrümanın teker teker sololarıyla zenginleşen ve bizi bize, müziğimizin farklı bir biçemde, “Kıbrıs’ta Jazz Yaparak” sunan bu konseri izlememiş olan ‘Kıbrıslılar’ın çok şey kaçırdıklarını düşünüyorum.
|