|
Bregovic: "Şu andaki
politikacılardan daha iyilerine layıksınız"...
8. Uluslararası Mağusa Kültür ve Sanat Festivali'ne 15 kişilik orkestrasıyla renk katan dünyaca ünlü müzisyen Goran Bregoviç, Kıbrıs sorunu gibi sorunların başlıca sorumlularının politikacılar olduğuna işaret ederek, kendi ülkesi eski Yugoslavya'da olduğu gibi Kıbrıs'ta da tek kişi yönetimleri altındaki 'demokrasi'nin daha ziyade o kişinin özel çıkarlarına hizmet ettiğini söyledi. Bregoviç, "Bu anlamda şu andakilerden daha iyi politikacılara layık olduğumuza inanıyorum." dedi 8. Uluslararası Mağusa Kültür ve Sanat Festivali'ne 15 kişilik orkestrasıyla renk katan dünyaca ünlü müzisyen Goran Bregoviç, Kıbrıs sorunu gibi sorunların ana sorumlularının politikacılar olduğuna işaret ederek, kendi ülkesi eski Yugoslavya'da olduğu gibi Kıbrıs'ta da tek kişi yönetimleri altındaki 'demokrasi'nin daha ziyade o kişinin özel çıkarlarına hizmet ettiğini söyledi. Bregoviç, "Bu anlamda, şu andakilerden daha iyi politikacılara layık olduğumuza inanıyorum." dedi. Bulgar, Romen, Sırp ve Hırvatlardan oluşan ekibiyle çok kültürlülüğü sadece orkestrasında değil, Salamis Harabeleri'ne görkemli konserini izlemeye gelen binlerce Kıbrıslı Türk ve Rum'un yanında Doğu Akdeniz'de eğitim gören Balkan kökenli öğrencilere de yaşatan Goran Bregoviç, Bosna'daki savaş ve Kıbrıs konusunda şöyle konuştu: "Eğer bir Saraybosnalı iseniz Kıbrıs sorununun neden kaynaklandığını hemen anlarsınız. Bu tür sorunların ana sorumlularının politikacılar olduğunu düşünüyorum. Uzun erimli bir demokrasi geleneğinin henüz oluşmadığı her yerde olduğu gibi. Birden demokrasinin içine atlayınca, hep bu tür sorunlar çıkıyor önünüze. Tek kişi yönetimleri altında 'demokrasi' daha ziyade o kişinin özel çıkarlarına hizmet ediyor. Benim ülkemin tarihi, sorumsuz siyasetçilerin tarihidir. Kıbrıs'ta da böyle oldu bana göre... İnsanlar müzik dinledikleri ve ancak dünyada en evrensel dil olan, müzik dilini konuşmayı öğrendikten sonra, diğer dilleri konuşmaya başlayabilir. Bu anlamda, insanlar olarak şu andakilerden daha iyi politikacılara layık olduğumuza inanıyorum." Coşturan müziği, sınırları da kültürel farklılıkları da yok eden, insanlar arasında en çok konuşulan dilin müzik olduğunu vurgulayan Goran Bregoviç KIBRIS'ın sorularını yanıtladı. Müzik ağırlıklı söyleşimizde, tüm sorularımızı yalın bir dille içtenlikle yanıtlayan ünlü müzisyenin alçak gönüllü bir kişiliğe de sahip olduğu anlaşılıyor. Yaptığı işi bir ayakkabıcının, bir araba tamircisinin yaptığı iş gibi olağan bir iş olarak gören Bregoviç'e göre, hayat önemli olmayan işlerle uğraşmak için çok kısa. İşte Bregoviç'e yönelttiğimiz sorular ve aldığımız yanıtlar: SORU: Önce size şu soruyu sormak istiyorum: 'Arizona Dream', 'Underground', 'La Reign Margot' veya 'Çingeneler Zamanı' gibi filmlerin müziklerini yaptığınız sıralarda nasıl bir duygu ya da ruh durumu içinde olduğunuzu tarif edebilir misiniz? YANIT: Birçok insan gibi, ben de geçmişte kendimi film müziği bestecisi olarak görüyordum. Ama şimdi, bugün; kendimi daha çok normal diğer aktiviteleri yapan insanlar gibi sadece olağan bir iş yapıyor gibi görüyorum. Birileri ayakkabı yapar, birileri araba tamir eder, kimisi okulda hocadır; ben de basit bir kompozitörüm o kadar. Herkes gibi günde 8 saat çalışıyor olmam hoşuma gidiyor. Geçmişte çok çalışan biri değildim, çünkü komünist bir ülkede yaşıyordum ve kazandığımın yüzde 90'ını vergi olarak vermek zorundaydım. Rock'n Roll starı olduğum zamanlarda 2 senede 3 senede bir çalışırdım, zira komünistlere kazandığım paradan o kadar vergi vermek bana çok tuhaf geliyordu. Dolayısıyla son 10 senedir, düzenli olarak çalışmanın ne demek olduğunu keşfetmiş durumdayım. Çalışmayı ve günde 8 saat işe gitme fikrini hoş buluyorum. Atölyemde asistanlarım var, herkes saat 11:00' de işe gelir ve diğer insanlar gibi her gün 8 saat çalışırız. Sanıyorum ki diğer birçok farklı alanda çalışan sanatçı da günde 8 saat çalışmayı seviyor. Bence ressamlar, besteciler veya yazarlar da günde 8 saat çalışmayı benimsiyor ve diğerlerinden çok daha farklı bir iş yapmadıklarının bilincindeler. Sanatçı olmanın aslında çok önemli bir şey olmadığı eğilimindeler, sanatçılıkta bir iş sonuç olarak. SORU: Peki hadi öyle olsun da, yine de film müziği besteciliği ilgili soruma devam edeceğim. Bir filmin müziğini senaryoya göre mi bestelersiniz, yoksa filmin çekimi bittikten sonra mı beste çalışmalarına başlarsınız? YANIT: Hayır senaryoyla ilgilenmem. Müziği film bittikten, görüntüleri gördükten sonra bestelerim. Film, ya da sinema canlı bir organizma gibi. Film iyiyse, sizin yaptığınız müziğe oturup oturmayacağına dair hemen işaret verir. Çünkü müzik filmin yanında son derece agresif durur. Mesela, bir filmin görüntüleri üzerinden müziği çıkarıp yerine başka bir müzik koymayı deneyin; yeni müzik, görüntünün yanında çok saldırgan kalacaktır. SORU: Peki önceden ne besteleyeceğinizi hiç düşünmez misiniz? YANIT: Hayır düşünmem, ama bir yönetmen gibi film çekimlerine gitmeyi severim. Çünkü bir filmde yönetmenlik özellikle çekimlerde kendini belli ediyor. 20-30 film yaptığım bir dönem oldu ama kendi yaptığım filmler arasında sadece 4 filme müzik yaptım. Zamanım vardı, biliyorsunuz film endüstrisinde bir filme müzik besteleyeceğiniz zaman size bir ay gibi bir zaman veriyorlar. Filmin kurgusunu bitirdikten sonra, mikslenmesine geçecekleri zaman arasında bir ay var. İşte bu nedenle de artık ciddi film müzikleri yapılamıyor. 1ay gibi kısa bir sürede 1 saatlik bir müzik bestelenmesini beklemek ciddiyetsizliktir. Gerçekten de kendimin iyi bir film müziği bestecisi olduğumu düşünmüyorum, sadece iyi çekilmiş filmlerin müziğini yapma şansı verildi bana. SORU: Buna inanmamızı beklemeyin. Hangi filmin müziği sizin için daha önemli görünüyor? Arizona Dream mi La Reigne Margot mu yoksa diğerlerinden biri mi? YANIT: Daha çok La Reigne Margot'u seviyorum. Emir Kustirica'nın diğer 3 filmini de seviyorum. Bir kaç tane daha yaptım, ama zaten 5-6 senedir artık film müziği yapmıyorum. Bazen hâlâ sinemanın bir sanat olduğu yanılsamasına kapılmış küçük filmler için bir şeyler yapıyorum, sanat mitine kendini kaptırmış filmler için yani. Ama film endüstrisi içinde artık yer almıyorum, açıkçası zaten paraya da ihtiyacım yok. SORU: Ne kadar paranız var? YANIT: Sorun 'ne kadar' paranız olduğu değil. SORU: Çok mu zengin oldunuz? YANIT: Çok değil ama ihtiyacımdan fazla, harcayamayacağım kadar param var da, hayat sizin için önemli olmayan şeylerle uğraşmak için çok kısa. Bu nedenle de sadece bir filmi gerçekten ilginç bulursam müzik yapabilirim, ama doğrudan film endüstrisi içinde olmayı istemiyorum. Bu fikir beni rahatsız ediyor. Ama geçen yıl yaptığım gibi yorum müzikleri yapmayı seviyorum. Eskide olduğu gibi, eskiden müziklerin yüzde 99'u siparişle yapılırdı. Yani biri size para verir, bir süre belirlersiniz ve o sürede o müziği yaparsınız. Hoş bir ortamda çalışıyorsunuz böylelikle, tamamıyla özgür değilsiniz, özellikle zaman açısından, çünkü belirlenen son tarihe kadar müziği bitirmeniz lazım. Aynı zamanda da önceden biliyorsunuz ki kafanıza estiği gibi yapamazsınız o müziği, bazı sınırlar var yani. Böyle çalışmayı seviyorum. Son 5-6 yıldır böyle sipariş gelen müzikler de yaptım. Belki çok popüler olmadılar, ama zaten 50 yaşına geldim ve dürüst olmak gerekirse hayatımı artık sadece güzel müzik parçaları yapma hayaline adayamam. Tabii bazen çok basit, çocukça dans müzikleri de yapıyorum. Bazen de son derece ciddi orkestra gerektiren işler de çıkarıyorum. SORU: İkide bir hayat çok kısa dediğinizi fark ettim. Böyle bir soru sorduğum için özür dilerim, ama ölümden çok korkar gibisiniz... YANIT: Tanrı'nın size verdiği zamanı iyi geçirme sorumluluğunuz var diye düşünüyorum. Bu zamanı bir hiç olarak değil de bir insan olarak olabildiğince iyi geçirmelisiniz Tanrı bizi bunun için yaratmadı mı ki. SORU: Türk müziği üzerinde çok güçlü bir etkiniz olduğuna katılıyor musunuz? Özellikle Sezen Aksu ile beraber yaptığınız çalışmalar göz önüne alındığında... YANIT: Unuttukları müzikleri, hatırlattığımı düşünüyorum daha çok. Geleneksel bando müziğinin kökeni Türk askeri müziğine dayanır. Bu söylediğim gerçek, çünkü Balkanlar bölgesi 5. yüzyıldan itibaren Türklerin egemenliğinde idi. Bando müziği aletlerinin Balkanlar'da bu kadar çok kullanılması, tamamıyla Türk egemenliği altında yaşamaktan kaynaklanır. Özellikle çingene müziğinde. Türklere karşı savaş döneminde Bulgarların, Romenlerin veya Sırpların daha önce müzik okulları olmadığı ve etraflarında Türk askeri müziği çok yaygın olduğu için savaşta Çingenelere trompet aldılar. Çingeneler, savaş döneminde bir haftada trompet çalmayı öğrendiler. Çingenelerin askeri müzik çalmaya başlaması böyledir. Tabii çingenelerin eline müzik aleti verirseniz düğünlerde de çalmaya başlarlar. Bugün hala bu yüzden düğünlerde, cenazelerde, partilerde de askeri müzik olarak da hep aynı orkestral müzikler çalınır. SORU: Peki yine de Türklerin son dönem yaptığı müzikler üzerinde bu kadar büyük etkiniz olabileceğini tahmin etmiş miydiniz? YANIT: Hayır, tabii ki tahmin edemezdim. Dev Türk müziği kültürü karşısında biz küçücük bir müzik kültürünü temsil edebiliriz ancak. -Ama bir çok şarkıcı ve grup sizin yaptığınız müzikten etkilendi. - Türkiye'de yapılan müziklerle karşılaştırıldığında bizimki yanında gene de küçük kalıyor. Dolayısıyla ben de yerel bir besteciyim o kadar. Tamam, tanınıyor olabilirim; Rio De Jenario'da, Sao Polo'da ya da Uzakdoğu'da çalmış olabilirim. Kuzeyde Saint Petersburg'da da çaldım ya da yakında Oslo'ya gideceğim, Lübnan'da da çalmışımdır; ama ben hala küçük yöresel bir besteciden daha fazlası olduğumu düşünmüyorum. Kültürler arası merakın gelişmiş olduğu şanslı bir dönemde dünyaya geldiğim için böyle oldu, bence. SORU: Kendinizi bir müzik dahisi olarak görmüyorsunuz o zaman? YANIT: Hayır tabii ki, dahi olarak görmüyorum kendimi. -Ama biz sizin bir dahi kadar yetenekli olduğunuzu düşünüyoruz. -Teşekkürler... SORU: Yanıt vermek isterseniz Bosna'daki savaş ve Kıbrıs sorununa ilişkin yorumlarınızı öğrenebilir miyim? YANIT: Eğer bir Saraybosnalı iseniz Kıbrıs sorununun neden kaynaklandığını hemen anlarsınız. Bu tür sorunların, ana sorumlularının politikacılar olduğunu düşünürüm. Uzun erimli bir demokrasi geleneğinin henüz oluşmadığı her yerde olduğu gibi. Birden demokrasinin içine atlayınca, hep bu tür sorunlar çıkıyor bence. Tek kişi yönetimleri altında 'demokrasi' daha ziyade o kişinin özel çıkarlarına hizmet ediyor. Benim ülkemin tarihi, sorumsuz siyasetçilerin tarihidir. Kıbrıs'ta da böyle oldu bana göre. İnsanlar müzik dinledikleri ve ancak dünyadaki en evrensel dil olan, müzik dilini konuşmayı öğrendikten sonra, diğer dilleri konuşmaya başlayabilir. Bu anlamda, insanlar olarak şu andakilerden daha iyi politikacılara layık olduğumuza inanıyorum.
|